10 Mayıs 2012 Perşembe

İktidar İle Nasıl Savaşılır?: Nettaşlar Yoldan Çekilin


Önbilgi: Bu metin, 8 Şubat 2012 tarihinde BJK televizyonunda yayınlanan ‘Sosyal Kafa’ programının ilk 1 saatını 10 Şubat’ta internette izledikten sonra yazıldı. Yani, geriye kalan 40 dakika izlenmez sayıldı.

Bildim bileli, iktidar ve otorite ile savaştayım. 40 yaşıma kadar bu bilinçsizce idi, sonra bilinçlenme gereği yaşadım. Bu, etki-tepki hızımı biraz azalttı ama başkalarına söz anlatma derdine düştüğüm değiştim. Daha önce özgürlük yolunda hep ‘tek at, tek mızrak’ gittim.

Öncelikle koyutlar:

Akrep akreptir, kendini sırtına alan kurbağayı da, kendini de öldürecek biçimde davranır. Senin görevin, diğer keriz kurbağalara takılmadan, kendi kurbağalığının sağ kalmasına uğraşmaktır. Yaşam boyu, 1 veya 2 kurtarılabilir ve buna değer adayla karşılaşırsın ve onlarda 0 başarı şansın % 50’den yüksektir. Diğer bir deyişle, özgürlük oyunu ölümcüldür ve kaybetme riski çok yüksektir, çünkü gönüllü kölelik ruhu toplumsallığın yerleşmiş bir parçasıdır.

Bunları niye yazdım?

Sanal medyanın elit kadrosu, o programa çıkıp 1 saat dil döktüler. Bir şey söylemiş olmadılar.

Dr. House’ın çok sevdiğim bir özdeyişi var. “Bir bilgiyi bilmemen, senin o bilgiden dolayı sorumluluğunu silmez.” O, bunu tıp bilgisi için söylüyor, ben genelde tüm hayat bilgisi içn söylüyorum. Nasıl ki yasaları bilmemek insanı suçlu olmaktan kurtarmıyorsa, internette sağ kalmak da düşmanının seni nasıl, nerede, ne zaman sokacağını, ancak önceden kestirebilmenle mümkündür. Onunla tartışamazsın, pazarlık edemezsin.

Sanal medyanın elit kadrosu, benim ‘yumuşak etli’ dediğim tiptenmiş. İktidar onları çiğ istiridye gibi hüüp yapar.

Bundan 10 yıl önce, AKP ilk iktidara geldiğinde, herkes  onu özgürlükçü olarak selamlarken, i-net toplantısında devleti için,  ‘internete gölge etmesin, başka ihsan da istemez’ini söyledim. (Bunu Google’da arayan bulur.) Haklı çıktığım ortada.

Bir bilginin ölümcül sonuçlarını o bilgi yaşandıktan sonra değil, yaşanmadan önce engelleyebilirsin. Yani, salgın hastalık başlamadan önce tedavi edilir veya edilemez, kendi kendini durdurur. Bu internet sansürü de öyle olacak.

İktidara karşı savaş da böyle bir şey. İnternet onların yeni hegemonya talep alanı.

Klasik iktidar öykülerinden tarih dersimiz şu: Hiçbir sistem tüm epsilonlarını birebir sonuna kadar denetleyemez. Sağ kalmamı bu bilgiye borçluyum: Yani, onda dokuz kaçtım, onda bir ortalıkta hiç görünmedim.

Sistem, beni işlemediğim bir edimden dolayı işkenceden geçirdi, gıkım çıkmadı. Akrep akrepliğini yapar, o kadar. Hala yazıyorum ya, önemli olan bu.

Gelelim internet özgürlüğüne:

İnternette 14 yıldır yazıyorum. 5 yılda 1 her yeni gelen sanal kuşak (Türkiye’de toplamda 3-4 kuşak), interneti kendinin keşfettiğini ve/ya yarattığını sanıyor. Bir de okyanustan tasın kadar su, internetten kafatasın kadar bilgi alabileceğini bilmiyorlar. Eski televizyon seyretmenin yerini almış olarak, günde 4 saat ‘Facebook’layıp, zerre sayfa Wikipedia okumazsan, zaten sana meta / mal gibi davranırlar, çünkü senin kendine ve başkalarına yaptığın mallığın ta kendisidir.

İnternet dünyanın tüm insanlarının söyleyecek hiçbirşeyi olmadığını ortaya çıkardı. Konuşmaları bilgi kaynağı, seçim ve karar değil, gürültü yalnızca.

Buradan, ‘ahan da ahıra bağlayalım onları yularından’ gibi bir çıkarım yapmıyoruz.

Özgürlük hak edilir, yani bedeli ödenir: Bunu çıkarsıyoruz.

İnternet yazarlığımda çok sansür ve otosansür yaşadım. Her geri adımda, bir sonraki adımda o geçemediğim delikten bir dahaki sefere nasıl geçerim, onu hesapladım. Deneyim işe yaradı: Bugün (özellikle ateizm hakkında) inanılmaz şeyleri yazıyorum ve resmi / ticari onaylı sitelerde baş köşedeyim.

Yani, mücadele yolu bu: Slalom, esneklik, dinamizm gerektiren br yol.

Mitinglerle 100 yıldır hangi sınıf nereye vardı ki % 99’cular ve alaturka internetçiler varsın? Miting yalnızca toplu duygusal deşarj sağlar. Anımsayalım: 2007 seçimlerinde önce, 1 milyon kişilik miting yapıldı, 5 yıl sonra AKP’nin nereye vardığı ortada. O 1 milyon kişinin en az 100.000’i, 2010’da ‘yetmez ama evet’çiydi, örneklemeyle eminim.

Tarihten ders alırsan, tekkerrür etmez. Özgürlük tarihi bellli. Örneğin, AB işçileri araba almak için değil, özgürlükleri için grev yapsalardı ve oy verselerdi, şimdi hakları 100 yıl öncesine doğru  dönmezdi. Şimdi işsizlik korkusundan kımıldayamıyorlar bile. Onlar arabasal / evsel morgıc öderkene, % 1 malı götürdü çoktan. Elma şekerini yalattı, kendi yedi, sapını da işçi sınıfına kakaladı.

Özgürlüğü özgürlük istermiş gibi yapan, sesi gürültülü elitlerin engellediğini, sevgili aydınların bozuk greyder gibi gelecek yolunun ortasında yayılıp yattığını, özgürlüğün biçimsel değil, vital-fatal ontik bir şey olduğunu anlamıyorlar.

İktidara karşı olmak, anarşist olmak demektir. Kendindeki insanı, kendiyi ve cinsiyeti öldürmek demektir. Var olmak için değil, ‘ma’ için, negatif egzistansiyalizm için mücadele gerekli demektir.

Bugün sansür ve/ya oto-sansür sorun değil. Beynin özgür kalsın yeter. Hangi hapishane, Gulag veya toplama kampı, bir yazarı durdurabildi ki?

Bu bir savaş sevgili insancıklar, kansız savaş olmaz.

Kan, ter ve gözyaşı dökmeyecekseniz, başımıza kalabalık yapmayın, ayağımıza dolanmayın.

Biz geleceğin yolunu, dedeleriniz yolumuzu tıkarken de biliyorduk.

(10 Şubat 2012)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder