Önbilgi: Bu metin, 8 Şubat 2012 tarihinde BJK televizyonunda yayınlanan
‘Sosyal Kafa’ programının ilk 1 saatını 10 Şubat’ta internette izledikten sonra
yazıldı. Yani, geriye kalan 40 dakika izlenmez sayıldı.
Bildim bileli, iktidar ve otorite ile savaştayım. 40 yaşıma kadar bu
bilinçsizce idi, sonra bilinçlenme gereği yaşadım. Bu, etki-tepki hızımı biraz
azalttı ama başkalarına söz anlatma derdine düştüğüm değiştim. Daha önce özgürlük
yolunda hep ‘tek at, tek mızrak’ gittim.
Öncelikle koyutlar:
Akrep akreptir, kendini sırtına alan kurbağayı da, kendini de öldürecek
biçimde davranır. Senin görevin, diğer keriz kurbağalara takılmadan, kendi
kurbağalığının sağ kalmasına uğraşmaktır. Yaşam boyu, 1 veya 2 kurtarılabilir
ve buna değer adayla karşılaşırsın ve onlarda 0 başarı şansın % 50’den
yüksektir. Diğer bir deyişle, özgürlük oyunu ölümcüldür ve kaybetme riski çok
yüksektir, çünkü gönüllü kölelik ruhu toplumsallığın yerleşmiş bir parçasıdır.
Bunları niye yazdım?
Sanal medyanın elit kadrosu, o programa çıkıp 1 saat dil döktüler. Bir şey
söylemiş olmadılar.
Dr. House’ın çok sevdiğim bir özdeyişi var. “Bir bilgiyi bilmemen, senin o
bilgiden dolayı sorumluluğunu silmez.” O, bunu tıp bilgisi için söylüyor, ben
genelde tüm hayat bilgisi içn söylüyorum. Nasıl ki yasaları bilmemek insanı
suçlu olmaktan kurtarmıyorsa, internette sağ kalmak da düşmanının seni nasıl,
nerede, ne zaman sokacağını, ancak önceden kestirebilmenle mümkündür. Onunla
tartışamazsın, pazarlık edemezsin.
Sanal medyanın elit kadrosu, benim ‘yumuşak etli’ dediğim tiptenmiş.
İktidar onları çiğ istiridye gibi hüüp yapar.
Bundan 10 yıl önce, AKP ilk iktidara geldiğinde, herkes onu özgürlükçü olarak selamlarken, i-net toplantısında
devleti için, ‘internete gölge etmesin,
başka ihsan da istemez’ini söyledim. (Bunu Google’da arayan bulur.) Haklı
çıktığım ortada.
Bir bilginin ölümcül sonuçlarını o bilgi yaşandıktan sonra değil,
yaşanmadan önce engelleyebilirsin. Yani, salgın hastalık başlamadan önce tedavi
edilir veya edilemez, kendi kendini durdurur. Bu internet sansürü de öyle
olacak.
İktidara karşı savaş da böyle bir şey. İnternet onların yeni hegemonya
talep alanı.
Klasik iktidar öykülerinden tarih dersimiz şu: Hiçbir sistem tüm
epsilonlarını birebir sonuna kadar denetleyemez. Sağ kalmamı bu bilgiye
borçluyum: Yani, onda dokuz kaçtım, onda bir ortalıkta hiç görünmedim.
Sistem, beni işlemediğim bir edimden dolayı işkenceden geçirdi, gıkım
çıkmadı. Akrep akrepliğini yapar, o kadar. Hala yazıyorum ya, önemli olan bu.
Gelelim internet özgürlüğüne:
İnternette 14 yıldır yazıyorum. 5 yılda 1 her yeni gelen sanal kuşak
(Türkiye’de toplamda 3-4 kuşak), interneti kendinin keşfettiğini ve/ya yarattığını
sanıyor. Bir de okyanustan tasın kadar su, internetten kafatasın kadar bilgi
alabileceğini bilmiyorlar. Eski televizyon seyretmenin yerini almış olarak, günde
4 saat ‘Facebook’layıp, zerre sayfa Wikipedia okumazsan, zaten sana meta / mal
gibi davranırlar, çünkü senin kendine ve başkalarına yaptığın mallığın ta
kendisidir.
İnternet dünyanın tüm insanlarının söyleyecek hiçbirşeyi olmadığını ortaya
çıkardı. Konuşmaları bilgi kaynağı, seçim ve karar değil, gürültü yalnızca.
Buradan, ‘ahan da ahıra bağlayalım onları yularından’ gibi bir çıkarım
yapmıyoruz.
Özgürlük hak edilir, yani bedeli ödenir: Bunu çıkarsıyoruz.
İnternet yazarlığımda çok sansür ve otosansür yaşadım. Her geri adımda, bir
sonraki adımda o geçemediğim delikten bir dahaki sefere nasıl geçerim, onu
hesapladım. Deneyim işe yaradı: Bugün (özellikle ateizm hakkında) inanılmaz
şeyleri yazıyorum ve resmi / ticari onaylı sitelerde baş köşedeyim.
Yani, mücadele yolu bu: Slalom, esneklik, dinamizm gerektiren br yol.
Mitinglerle 100 yıldır hangi sınıf nereye vardı ki % 99’cular ve alaturka
internetçiler varsın? Miting yalnızca toplu duygusal deşarj sağlar.
Anımsayalım: 2007 seçimlerinde önce, 1 milyon kişilik miting yapıldı, 5 yıl
sonra AKP’nin nereye vardığı ortada. O 1 milyon kişinin en az 100.000’i,
2010’da ‘yetmez ama evet’çiydi, örneklemeyle eminim.
Tarihten ders alırsan, tekkerrür etmez. Özgürlük tarihi bellli. Örneğin, AB
işçileri araba almak için değil, özgürlükleri için grev yapsalardı ve oy
verselerdi, şimdi hakları 100 yıl öncesine doğru dönmezdi. Şimdi işsizlik korkusundan
kımıldayamıyorlar bile. Onlar arabasal / evsel morgıc öderkene, % 1 malı
götürdü çoktan. Elma şekerini yalattı, kendi yedi, sapını da işçi sınıfına
kakaladı.
Özgürlüğü özgürlük istermiş gibi yapan, sesi gürültülü elitlerin
engellediğini, sevgili aydınların bozuk greyder gibi gelecek yolunun ortasında
yayılıp yattığını, özgürlüğün biçimsel değil, vital-fatal ontik bir şey
olduğunu anlamıyorlar.
İktidara karşı olmak, anarşist olmak demektir. Kendindeki insanı, kendiyi
ve cinsiyeti öldürmek demektir. Var olmak için değil, ‘ma’ için, negatif
egzistansiyalizm için mücadele gerekli demektir.
Bugün sansür ve/ya oto-sansür sorun değil. Beynin özgür kalsın yeter. Hangi
hapishane, Gulag veya toplama kampı, bir yazarı durdurabildi ki?
Bu bir savaş sevgili insancıklar, kansız savaş olmaz.
Kan, ter ve gözyaşı dökmeyecekseniz, başımıza kalabalık yapmayın, ayağımıza
dolanmayın.
Biz geleceğin yolunu, dedeleriniz yolumuzu tıkarken de biliyorduk.
(10 Şubat 2012)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder