Önbilgi: 1 sanal diyalogcunun metnine, 1 sanal diyalogcunun yanıtı, yani 2
kişi yüzyüze hiç karşılaşmadı. Arada baba-oğul gibi bir kuşak farkı var. Görüş
ayrılıklarının ana fay hattı, tarihi olurken yorumlamakla, olduktan az sonra
yorumlamak arasındaki fark bence.
merhaba,
bildiğiniz gibi "müşteri
hizmetleri" denilen bir modern psikolojik savaş metodolojisi var.
Bu müşteri hizmetleri, dışarıda nasıl bilemem. Bizde berbat. Sorun çıkan
kredi kartımın iptalini bana 5. sorunda söyleyip, bir de beni yalancı yerine
koymuşlardı. O zamanlarki bir nolu bilgisayar ÇÜŞ’ü NCR’de 1984’te İstanbul’da
çalışmıştım, durumları berbattı, yani gavurlar da aynı durumda.
bazı şirketler, performans,
verimlilik, karlılık gibi iyi niyetler sonucu kendilerini tekelci konumlarda
buluveriyorlar.
Bildiğim gibi, ABD gibi tekel karşıtı yasaları olan ülkelere karşın,
dünyada tekelciliği engelleyen geçerli süreç yok. Ancak bunun nedeni kar
eğilimi değil, çünkü tekel nedeniyle zarara da girebiliyorlar, sömürgelerinden
zarar edebilen koloniyalizm gibi. Yani bir şirketin miyadı, tekelcilik
aşamasına gelemeden bitmiş olabiliyor ama tekellik sorun yaratmış gibi oluyor.
Bu konuda Amazon ve Ebay için haklı çıktım. Google, Facebook ve Twitter için de
haklı çıkacağıma eminim.
bu konumları sonucunda
müşterilerin soru ve eleştiri yağmuru ile karşılaşıyorlar:
Benim gibi gıcık müşteriler hariç, müşterinin haklıyken genellikle sesini
çıkarmayıp, haksızken çokça yakındığını gözlüyorum. Bunda, hem yasaları
bilmeme, hem kendini bilmeme, hem de ‘körlerle sağırlar birbirini ağırlar’
durumu egemen.
"bulutlar neden mavi
değil", "neden kapitalizmde yaşıyoruz", "bize neden hep
yalan söylüyorsunuz" gibi cevap veremedikleri bu sorular, boş bırakılırsa
onların sonunu hazırlayan şöyle bir gelişim-olgunlaşma çizgisi izliyor:
huzursuzluk -> soru -> eleştiri -> tartışma -> düşünce -> karar
-> eylem (-> başarısızlık -> beş kare geriye) -> zafer.
Sosyal psikoloji okutulmuşluğum (tahsilim) var ama bu diziyi hiç duymadım. (Olabilir,
çünkü ‘Maslow gereksinimler hiyerarşisi’ni 3 ayrı biçimde okutuldum.) ‘Eleştiri
- - - eylem’ dizisindeki 5’lik grubun hiç böyle işlemediğini gördüm, en azından
sivil toplum kuruluşlarında. Daha çok ‘hadi şunu protesto edelim’ havası var. ‘Protesto
= deşarj = meyhane/ eğlence / kutlama’, gibi gidiyor.
hatta bu gelişimden o kadar
çekiniyorlar ki, tartışmaları olabildiğince erkenden soğurup yok etmek için
sürekli istihdam ettikleri dev bir kadın sesleri ordusuna, sosyal bilim
mezunlarına yazdırdıkları ninnileri okutuyorlar.
Bununla, halkla ilişkilerciler kastediliyorsa, onlar hepten evlere şenlik.
Bu konuda bu sıralar TÜSİAD, tel tel dökülen inciler döktürüyor. Neyi
eleştirip, neye karşı davranacaklarını şaşırdılar, ezberleri bozuldu. Bir de
hükümetin onları dinlememesini de hiç mi hiç anlamıyorlar. Doğan’ın 4 kızlık
korosu, tam da senin dediğine uyuyor.
korsan parti de konumu gereği
iletişim girişimleriyle karşılaşacaktır. bu iletişim karşısındaki tutum her
normal kapitalist kurumun yaptığı gibi bunları soğurup yok etmek ve görüntüyü
kurtarmak mı olacak (yani bu mayaları mesela forum gibi bir göle çalıp izole
etmek), yoksa bütün tartışmaları bir kanalda, mesela ortak bir yayın organında
(twitter, wordpress, site, ?) birleştirip birlikte olgunlaştırmalarını sağlamak
mı olacak?
Burası en önemli konu ve daha önceki 3-5 eklemli eklektik dizini dışında
yer alıyor. Son 3 ayda gözlemim şu: Buradakiler, ‘küçük olsun, bizim olsun’
gidişindeler, sütten ağzı yanıp yoğurdu üfleyerek yiyen 1968’li dedeleri gibi.
Kendi aralarında hızlı Skype-sms iletişimi takılıyorlar, log’a da en az biri
karşı durumda. Ancak uzun vadede hiçbir eğilimleri yok, çünkü fikirleri yok.
1980 sonrası kuşakların böyle bir eğilim var ne yazık ki ama değişmeye başladı
bu durum.
nasıl ki insanın esas kişiliği
iletişim girişimleri karşısında ne yaptığı ile ortaya çıkar, partinin de bütün
kıymeti bence buna bağlı.
İnsanın esas kişiliğinin bilgi ve düşünme girişimleri karşısında ortaya
çıktığı kanısındayım. Bilgi çağında bilmeyebilme lüksü yok. Türkler ise,
internette bile bilmemeyi meziyet olarak yaşıyorlar. ‘Bilgi = ileşitim’ demek
değildir. İletişim birarada yaşamaya girer, bilgi tek başına yaşamaya girer.
yani özetle:
parti = takipçileri
parti takipçisi = yayın organı
takipçisi
parti = yayın organı
1970’ler parti / oluşum / klik / fraksiyon basınını doğrudan izlemiş biri
olarak, bunun işlemediği kanısındayım. Eski usül hücre çalışması, ‘7 ve daha az
sayıda kişiden işleyen gruplarda zekanın işlerliği’ hakkındaki sosyal-psikoloji
gözleminden yola çıkarak, önerilebilir durumda. Bilgi gerillalığı sözkonusu.
Şiddeti genelde sevmeme karşın, burada sözünü ettiğim bilginin şiddeti değil,
bilginin hızı. Öğrenme hızımızın bilgi üretilme hızını geçmesi gerek.
*
Genel panorama olarak ne anladığıma gelince:
Buradaki çoğunluğun kayıt tutma eğilimi yok.
Kamuoyuna sunulabilir olacak duruma gelmeleri imkansız gibi.
Yeni moda bu oyunu daha çok yeni bir teknolojik oyuncak düzeyinde
algılıyorlar.
Türkiye’de bu konuda partileşmek imkansız. Dünya’da da çanaklarına nasıl
olsa ot tıkanacak ama çoğu ondan önce asimile olacaklar / uyruklaştırılacaklar.
Peki, bir gelecek görmediğim böyle bir projede bir gelecekbilimci olarak ne
işim var?
Geçmişbilim kaydı tutuyorum, gözlüyorum. Nasıl olsa, birlikte çalışılabilir
2013’lülerle ve 2018’lilerle karşılaşacağım, bunun için egzersiz yapmam
gerekli.
Son olarak bu metni yazdırdığın için sana teşekkür ederim.
Reha ÜLKÜ
(24 Şubat 2012)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder