Eskiden 1968’liler vardı. 1978’liler vardı. Dava insanıydılar. Yaşamlarını
feda edenler vardı.
İçeriden bir bilgi:
1980 öncesinde, 10.000’i militan olmak üzere, toplamda 100.000 solcu
vardı.
1980 sonrasında 1 milyon kişi işkence gördü, bunun çok azı o 10.000 kişiden
birileri idi. 30.000 militan yurtdışına kaçtı ve vatandaşlıktan çıkarıldı, hala
sürgündeler ama sağlar da.
1980 ertesinde ülkemizde ve dünyada, 1968’den beriki sol dönem
bitirilirken, yerine ‘neo-globalizm + neo-liberalizm’den oluşan bir bulamaç
kitleye şırınga edildi.
Böylelikle, post-modernizmin önesürdüğü gibi, büyük söylemlerin bitiği de
savlandı.
Öyle değildi tabii ki.
Büyük söylemlerden daha büyük bir söylem olan epistemolojik tekilleşme
vardı ve kültürel kökeni taa 2. Dünya Savaşı idi:
1944’te benzetişim icat edildi. 1964’te sanal dünya / siberuzay tasarlandı.
1980’ler dönemi, 3 kuşak liberalizm ile kitlelere toplumsallık yerine, hesapça
bireysellik dayattı ama liberal ekonomiyi dayatanlar, aslen neo-muhafazakarlar (neo-con)
olduğu için, bireysellik değil, cemaatlik kazandı. Bu, neden dinsel cemaatlerin
olmadık bir dönemde yükseliş yaşadığını da açımlar dolaylı olarak.
Bu arada siber-cemaatler de oluştu. Özellikle bilgisayar oyunları, somut dünyadan kopuk 3-6 kuşak yetiştirdi.
Holywood’un filmleri şiddet dayatıyor sayılırken, bilgisayar oyunları
Holywood’u solda sıfır bıraktı.
Sistem eski tüfekleri satın alarak ödülle uyruklaştırırken, kendi eliyle
yeni kuşak asiler, marjinaller, ayrallar yarattı.
Asıl önemlisi, devlet devletliğini ve bireyin köleliğini kuvvetlendireceğim
derken, devlete aşırı karşı anarşist bir
kuşak da yetiştirdi.
Bu kuşak, siyasal partilere oy vermenin hiçbirşeyi değiştirmeyeceğini
düşünüyor ve bu benim kronik oyvermezliğimden farklı bir şey. Bu kuşak, sınıf
atlayan, satılmış, uslaşmış, liboş, % 50’nin üzerinde aldatma oranı ile aile
kurumunu kevgire çevirmiş ebeveyninden nefret ediyor. Bu kuşak kimseden
habersiz, kendisi doğrudan bir şeyler yapıyor ki Almanlar buna ‘politik aktif’
diyor.
Sonuç, Assange ve Wikileaks oluyor. Daha doğrusu, ABD hapishanelerinde
işkence gören inisiyatifi kendi eline almış olan er oluyor. Assange dışarıda
fink atıyor, ayrı konu.
E, bizimkiler de durur mu? Onlar da başlıyor bir şeyler yapmaya.
Yapıtıklarından biri de RedHack grubunun eylemleri:
“RedHack, şubat ayında Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün internet sitesini
çökerterek özellikle ‘ihbar’ları içeren çok sayıda gizli bilgi ve belgeyi ele
geçirmişti. 1997’den beri faaliyetlerini sürdüren Kızıl Hacker’lar bu eylemlerinin
ardından dikkatleri üzerine toplamıştı. Ankara’da bilişim suçlarıyla ilgili
savcılık kısa sürede harekete geçmiş ancak RedHack’in suçlarının özel yetkili
savcılığın alanına girdiğine karar vermişti. Özel Yetkili Ankara
Başsavcılığı’nın sekiz ilde başlattığı operasyonda gözaltına alınan 17 kişiden
7’si ‘terör suçları’ kapsamında tutuklanmıştı. RedHack, üç gün önce yeniden
faaliyete geçti. Önce emniyete ait polis yurdunun sitesini hackledi. Ardından
İstanbul dışındaki çok sayıda şehrin aralarında bulunduğu emniyete ait yaklaşık
350 siteyi işlemez hale getirdi. RedHack yaptıkları eylemle ilgili Radikal’e şu
açıklamalarda bulundu:
‘KESK’e yönelik polis şiddetini protesto etmek ve KESK’li emekçilere destek
vermek istedik. Aynı zamanda RedHack tutuklanmalarında alınanların masum
olduğunu göstermek, serbest bırakılmalarını istemek amacıyla bu büyük eylemi
yaptık. Eylemimizi 30 Mart 1972’de özgür bir dünya kurmak amacıyla mücadele
eden ve hunharca katledilen Mahir Çayan’a da ithaf ediyoruz.’
RedHack üyeleri bugüne kadar yakalanmamalarının nedenini de ‘Yakalanmıyoruz
çünkü onlar bizi nerede sanıyorsa biz orada değiliz. Biz orada değilken, nerede
olduğumuzu düşünüyorlarsa aslında orada da değiliz. Hadi bizi buldular. En
önemlisi bizim biz olduğumuzu ispatlamaları imkânsıza yakın’ diye özetledi.”
Basına açıklama mı, hem de Radikal gibi bir gazeteye?
Yalnızca bir soru imi.
Demek ki o 7 kişinin canı boşuna yandı.
Olabilir, ben de 1980 öncesinde solcu olmadığım halde, 1980 sonrasında
silahlı terör örgütü üyesi olmaktan dolayı işkence görmüş ve yargılanmıştım. Ne
devletle, ne de beni o duruma düşürüp kendisini kurtaran 1978’lilerle bir
sorunum var şimdi.
Bireysellik KESK ve Mahir Çayan toplumsallığını benimsiyor da, acaba Çayan
buna ne derdi?:
Onları akvaryum devrimcisi sayacağı kesindi.
KESK’liler de, dünya görüşü olarak, sanal alemde yaşayan kendi çocukları
nedeniyle, davalarının ergenlerce saptırıldığını düşünecekler.
Hiç yakalanmamayı anlıyorum: Mümkün. Taa 1968’den beridir yakalanmayanlar
var.
Yine de unutmamak gerekir ki Unabomber da kendi yakalanmadı, kardeşi ihbar
etti.
Bu kadar açıklamayla demem şu ki kendim de bizzat bir netizen olarak,
‘hacker’lara, sanal özgürlükçelere, bu tür eylemcilere kuşkuyla yaklaşıyorum.
Çünkü 1968’lilere de, 1978’lilere de kuşkuyla yaklaştım ve feci haklı
çıktım. Dolayısıyla, durumuma ‘önyargı’ değil, ‘deneyim’ deniyor.
Yaptıklarına karşı değilim. Marjinalleri severim, çünkü tarihte tüm
toplumsal değişimleri onlar başlatırlar. Dönüşümler sonra kendi dinamiğiyle
sürer veya sürmez ama marjinaller onu sürdürmez kesinlikle, çünkü tanım gereği
bunu yapamazlar, bir işi 30 yıl boyunca sabırla sebatla sürdüremezler,
normaller de öyledir.
Türkiye’nin ve Dünya’nın da bir değişim sürecine girdiği kesin ama bu bir
yeni Orta Çağ. Epeyi geçmişbilimci ve çok az gelecekbilimci bunun farkında ve
bunu yazmış durumda.
O nedenle ben soruyu şöyle soruyorum:
Batan gemide kurtarılacak ne var?
Daha önceki Orta Çağ deneyiminden biliyoruz: Bosch kendini kurtarıyor ve
sanatını icra ediyor, şifreli olarak yani. Demek ki ona gölge etmemekten başka
yapılacak bir şey yok. Bosch’un dışındakiler de bizi ilgilendirmiyor, kendi
kanı için iktidar seçkinleriyle işbirliği yapan aptal ve cahil kitle yani,
sevgili muhbir vatandaşlarımız yani.
1980 öncesinde de, sonrasında korkak olmakla çok sıfatlandırıldım. Öyle
olmaktan gocunmam. Kaçmakta veya ortalıkta görünmemekte geç kaldığım için,
epeyi dert yaşadım, işkence dahil. Hata da benim değildi. O nedenle, yeterinden
az korkak olduğumu düşünürüm yalnızca.
Sorun bu:
Başkalarının hatası.
RedHack üyeleri, bedelini başkalarının ödeyeceği hatalar yapmaktan dolayı
ne duyumsuyorlar?
Bir de neden düşmanlarını afife alıyorlar?
1968’li ve 1978’li abilerimiz ve ablalarımız hala özür bile dilemediler ve
onlar da düşmanlarını ciddiye almamışlardı, hesapça devrim yarından da yakındı
o zaman. Bu da bir deneyim.
Olabilir, işçi sınıfının kaybedecek zincirleri bile kalmayacak duruma
getirilmesi gerekebilir. Ancak yine de dost ateşi, bu kadar dar alandaki bir
savaşta, düşman ateşinden daha çok can alır. Alıyor da.
Yani sav şu:
RedHack gibiler SOPA’yı hızlandırıyor, SOPA’dan kurtarılması gerekenleri
onların ağzına atıyor. Hani, 1980 darbesinin şartların olgunlaşmasını beklemesi
gibi.
Anafikrimiz de şu:
Devrimciler, muhafazakarların kazanmasını hiçbir biçimde hızlandırma
hakkına ve lüksüne sahip değiller.
O nedenle, ayıp ettiniz RedHack’çiler...
(30 Mart 2012)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder