10 Mayıs 2012 Perşembe

RedHack: Davalar ve Fedalar


Eskiden 1968’liler vardı. 1978’liler vardı. Dava insanıydılar. Yaşamlarını feda edenler vardı.

İçeriden bir bilgi:

1980 öncesinde, 10.000’i militan olmak üzere, toplamda 100.000  solcu vardı.

1980 sonrasında 1 milyon kişi işkence gördü, bunun çok azı o 10.000 kişiden birileri idi. 30.000 militan yurtdışına kaçtı ve vatandaşlıktan çıkarıldı, hala sürgündeler ama sağlar da.

1980 ertesinde ülkemizde ve dünyada, 1968’den beriki sol dönem bitirilirken, yerine ‘neo-globalizm + neo-liberalizm’den oluşan bir bulamaç kitleye şırınga edildi.

Böylelikle, post-modernizmin önesürdüğü gibi, büyük söylemlerin bitiği de savlandı.

Öyle değildi tabii ki.

Büyük söylemlerden daha büyük bir söylem olan epistemolojik tekilleşme vardı ve kültürel kökeni taa 2. Dünya Savaşı idi:

1944’te benzetişim icat edildi. 1964’te sanal dünya / siberuzay tasarlandı.

1980’ler dönemi, 3 kuşak liberalizm ile kitlelere toplumsallık yerine, hesapça bireysellik dayattı ama liberal ekonomiyi dayatanlar, aslen neo-muhafazakarlar (neo-con) olduğu için, bireysellik değil, cemaatlik kazandı. Bu, neden dinsel cemaatlerin olmadık bir dönemde yükseliş yaşadığını da açımlar dolaylı olarak.

Bu arada siber-cemaatler de oluştu. Özellikle bilgisayar oyunları,  somut dünyadan kopuk 3-6 kuşak yetiştirdi.

Holywood’un filmleri şiddet dayatıyor sayılırken, bilgisayar oyunları Holywood’u solda sıfır bıraktı.

Sistem eski tüfekleri satın alarak ödülle uyruklaştırırken, kendi eliyle yeni kuşak asiler, marjinaller, ayrallar yarattı.

Asıl önemlisi, devlet devletliğini ve bireyin köleliğini kuvvetlendireceğim derken, devlete aşırı karşı anarşist bir kuşak da yetiştirdi.

Bu kuşak, siyasal partilere oy vermenin hiçbirşeyi değiştirmeyeceğini düşünüyor ve bu benim kronik oyvermezliğimden farklı bir şey. Bu kuşak, sınıf atlayan, satılmış, uslaşmış, liboş, % 50’nin üzerinde aldatma oranı ile aile kurumunu kevgire çevirmiş ebeveyninden nefret ediyor. Bu kuşak kimseden habersiz, kendisi doğrudan bir şeyler yapıyor ki Almanlar buna ‘politik aktif’ diyor.

Sonuç, Assange ve Wikileaks oluyor. Daha doğrusu, ABD hapishanelerinde işkence gören inisiyatifi kendi eline almış olan er oluyor. Assange dışarıda fink atıyor, ayrı konu.

E, bizimkiler de durur mu? Onlar da başlıyor bir şeyler yapmaya.

Yapıtıklarından biri de RedHack grubunun eylemleri:

“RedHack, şubat ayında Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün internet sitesini çökerterek özellikle ‘ihbar’ları içeren çok sayıda gizli bilgi ve belgeyi ele geçirmişti. 1997’den beri faaliyetlerini sürdüren Kızıl Hacker’lar bu eylemlerinin ardından dikkatleri üzerine toplamıştı. Ankara’da bilişim suçlarıyla ilgili savcılık kısa sürede harekete geçmiş ancak RedHack’in suçlarının özel yetkili savcılığın alanına girdiğine karar vermişti. Özel Yetkili Ankara Başsavcılığı’nın sekiz ilde başlattığı operasyonda gözaltına alınan 17 kişiden 7’si ‘terör suçları’ kapsamında tutuklanmıştı. RedHack, üç gün önce yeniden faaliyete geçti. Önce emniyete ait polis yurdunun sitesini hackledi. Ardından İstanbul dışındaki çok sayıda şehrin aralarında bulunduğu emniyete ait yaklaşık 350 siteyi işlemez hale getirdi. RedHack yaptıkları eylemle ilgili Radikal’e şu açıklamalarda bulundu:

‘KESK’e yönelik polis şiddetini protesto etmek ve KESK’li emekçilere destek vermek istedik. Aynı zamanda RedHack tutuklanmalarında alınanların masum olduğunu göstermek, serbest bırakılmalarını istemek amacıyla bu büyük eylemi yaptık. Eylemimizi 30 Mart 1972’de özgür bir dünya kurmak amacıyla mücadele eden ve hunharca katledilen Mahir Çayan’a da ithaf ediyoruz.’

RedHack üyeleri bugüne kadar yakalanmamalarının nedenini de ‘Yakalanmıyoruz çünkü onlar bizi nerede sanıyorsa biz orada değiliz. Biz orada değilken, nerede olduğumuzu düşünüyorlarsa aslında orada da değiliz. Hadi bizi buldular. En önemlisi bizim biz olduğumuzu ispatlamaları imkânsıza yakın’ diye özetledi.”


Basına açıklama mı, hem de Radikal gibi bir gazeteye?

Yalnızca bir soru imi.

Demek ki o 7 kişinin canı boşuna yandı.

Olabilir, ben de 1980 öncesinde solcu olmadığım halde, 1980 sonrasında silahlı terör örgütü üyesi olmaktan dolayı işkence görmüş ve yargılanmıştım. Ne devletle, ne de beni o duruma düşürüp kendisini kurtaran 1978’lilerle bir sorunum var şimdi.

Bireysellik KESK ve Mahir Çayan toplumsallığını benimsiyor da, acaba Çayan buna ne derdi?:

Onları akvaryum devrimcisi sayacağı kesindi.

KESK’liler de, dünya görüşü olarak, sanal alemde yaşayan kendi çocukları nedeniyle, davalarının ergenlerce saptırıldığını düşünecekler.

Hiç yakalanmamayı anlıyorum: Mümkün. Taa 1968’den beridir yakalanmayanlar var.

Yine de unutmamak gerekir ki Unabomber da kendi yakalanmadı, kardeşi ihbar etti.

Bu kadar açıklamayla demem şu ki kendim de bizzat bir netizen olarak, ‘hacker’lara, sanal özgürlükçelere, bu tür eylemcilere kuşkuyla yaklaşıyorum.

Çünkü 1968’lilere de, 1978’lilere de kuşkuyla yaklaştım ve feci haklı çıktım. Dolayısıyla, durumuma ‘önyargı’ değil, ‘deneyim’ deniyor.

Yaptıklarına karşı değilim. Marjinalleri severim, çünkü tarihte tüm toplumsal değişimleri onlar başlatırlar. Dönüşümler sonra kendi dinamiğiyle sürer veya sürmez ama marjinaller onu sürdürmez kesinlikle, çünkü tanım gereği bunu yapamazlar, bir işi 30 yıl boyunca sabırla sebatla sürdüremezler, normaller de öyledir.

Türkiye’nin ve Dünya’nın da bir değişim sürecine girdiği kesin ama bu bir yeni Orta Çağ. Epeyi geçmişbilimci ve çok az gelecekbilimci bunun farkında ve bunu yazmış durumda.

O nedenle ben soruyu şöyle soruyorum:

Batan gemide kurtarılacak ne var?

Daha önceki Orta Çağ deneyiminden biliyoruz: Bosch kendini kurtarıyor ve sanatını icra ediyor, şifreli olarak yani. Demek ki ona gölge etmemekten başka yapılacak bir şey yok. Bosch’un dışındakiler de bizi ilgilendirmiyor, kendi kanı için iktidar seçkinleriyle işbirliği yapan aptal ve cahil kitle yani, sevgili muhbir vatandaşlarımız yani.

1980 öncesinde de, sonrasında korkak olmakla çok sıfatlandırıldım. Öyle olmaktan gocunmam. Kaçmakta veya ortalıkta görünmemekte geç kaldığım için, epeyi dert yaşadım, işkence dahil. Hata da benim değildi. O nedenle, yeterinden az korkak olduğumu düşünürüm yalnızca.

Sorun bu:

Başkalarının hatası.

RedHack üyeleri, bedelini başkalarının ödeyeceği hatalar yapmaktan dolayı ne duyumsuyorlar?

Bir de neden düşmanlarını afife alıyorlar?

1968’li ve 1978’li abilerimiz ve ablalarımız hala özür bile dilemediler ve onlar da düşmanlarını ciddiye almamışlardı, hesapça devrim yarından da yakındı o zaman. Bu da bir deneyim.

Olabilir, işçi sınıfının kaybedecek zincirleri bile kalmayacak duruma getirilmesi gerekebilir. Ancak yine de dost ateşi, bu kadar dar alandaki bir savaşta, düşman ateşinden daha çok can alır. Alıyor da.

Yani sav şu:

RedHack gibiler SOPA’yı hızlandırıyor, SOPA’dan kurtarılması gerekenleri onların ağzına atıyor. Hani, 1980 darbesinin şartların olgunlaşmasını beklemesi gibi.

Anafikrimiz de şu:

Devrimciler, muhafazakarların kazanmasını hiçbir biçimde hızlandırma hakkına ve lüksüne sahip değiller.

O nedenle, ayıp ettiniz RedHack’çiler...

(30 Mart 2012)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder